COVID-19 BİLGİLENDİRME

İçişleri Bakanlığı genelgesi uyarınca 15 Ocak 2022 tarihinden itibaren aşısız veya aşı sürecini tamamlamayan ve son 180 gün içinde hastalığı geçirmemiş kişilerden, konser, sinema ve tiyatro gibi etkinliklere katılmadan önce PCR testi ile tarama yapılmasına gerek olmadığının değerlendirildiği bildirilmiştir.

Yukarıda belirtilen durum dışında tiyatro alanına girişinizden ayrılışınıza kadar “MASKE TAKMA ZORUNLULUĞUNUZ” devam etmektedir ve MASKELERİNİZİ mutlaka yanınızda bulundurmanızı önemle hatırlatırız. Maskelerinizin oyun boyunca “AĞIZ VE BURNUNUZU KAPATACAK” şekilde takılı olması gerekmektedir. Alan girişinde ateş ölçümü yapılacak, 38 derece ve üstünde ateş tespit edildiğinde gösteri alanına giriş yapılamayacaktır.

Sosyal mesafe kuralları gereği seyircilerin oyun süresince görevliler tarafından belirlenen seyir yerlerinde oturmaları gerekmektedir. Gösteri alanına giriş, yerleşme ve oyun çıkışında toplu hareket edilmemesini, tek sıra halinde ilerlenmesini ve alan görevlilerinin yönlendirme/uyarılarına dikkat edilip, uyulmasını önemle rica ediyoruz.

BAHÇE GALATA'DA BU AY

Kum Feneri

Kum Feneri

01 Mart - 20.30

Yıkılma tehlikesi altındaki bir deniz feneri, uzaklara giden bir arkadaş, artık orada olmayan bir ev, nesli tükenen ya da tükenmekte olan türler, taşlaşan canlılar, canlanan taşlar. Bir mekânı, kişiyi, eşyayı ya da anıyı zamanda dondurmak mümkün mü? Korumak ne anlama geliyor? Geçmiş, gelecek ve şimdi birbirine karışırken, zamanın etkisini nasıl karşılıyoruz; nerede duruyoruz, hangi zamanda, hangi zemine ayak basıyoruz?

Dünyadan ve hayatımızdan pek çok şey eksiliyor; dinozorlar, kum zambakları, kaplumbağalar, bir nesne, bir mekân, bir insan. O eksik parçayla ne yapıyoruz? Boşlukla nasıl baş ediyoruz? Özlemle geri dönmeye, zamanı durdurmaya çalışmak, görmezden gelmek, inat etmek savaşmak ya da başka yollar.

Üç arkadaş; Gogo, Pano ve Viki, Raptor çetesinin artık yanlarında olmayan üyesi Sakis’in yokluğunda, restorasyona giren tarihi deniz fenerinin kalıntılarında başka biriyle tanışırlar: Mücü. Evinden uzağa düşmüş Mücü ile Raptor çetesinin bu karşılaşması yeni hikâyelere yol verecektir. İçine düştükleri hikâyeler ve kurdukları oyunlarla dört arkadaş, vazgeçmek ile korumak, geçicilik ile kalıcılık, sonluluk ile sonsuzluk, geçmiş ile şimdi arasında türlü yolculuklara çıkar.

Zamanlar, mekânlar, çağlar, ay ışığı ve deniz arasında, oyunlarla örülü gerçek maceralara…
“Kaplumbağa yumurtaları kırılsa da, beyaz zambaklar solsa da… Deniz fenerimiz bir gün yıkılsa da, yollarımız bir gün ayrılsa da… Hem kim bilir, kaplumbağalar birbirinden ayrılana kadar ne maceralar yaşamışlardır… Yolun sonuna kadar!”

***

Mekan Desteği: Kült Kavaklıdere

Devam
Hiçbiri Bizim Suçumuz Değil

Hiçbiri Bizim Suçumuz Değil

02 Mart - 20.30

Zeynep büyük şehirde hayatta kalmaya çalışan genç bir edebiyat öğretmenidir. Bir akşam kendini bir sahnede, seyircilerin karşısında bulur ama oraya nasıl geldiğini hatırlamamaktır. Kafası karışıktır. Dönmesi gereken bir yer vardır ama oradan çıkamaz. Bulunduğu o sahnede geçen bir saat içerisinde hayatıyla ilgili tüm ‘gerçek’ler ortaya dökülür. 'Gerçek'ler ve yanılsamalar arasında verdiği mücadele, Zeynep’i, hayatını sonsuza dek değiştirecek karanlık bir yola sürükler. Seçim ‘gerçek’ten kimindir?

Devam
Eve Dönesim Yok

Eve Dönesim Yok

03 Mart - 20.30

Hiçbir sebebin olmadan sokağa çıktın mı?

Devised yöntemiyle ortaya çıkan Eve Dönesim Yok, kadının şehirle ilişkisinin temsilini hem tarihsel açıdan hem de sinemadaki temsili üzerinden okuyarak, flanöz kadınları sahneye taşıyor.
Leyla, Tülin ve Damla. Bir gün hiçbir sebepleri olmadan evden dışarı çıkarlar. İstanbul’un tekinsiz ve binbir olasılık barındıran sokakları bu kez de bu üç kadının dertlerinin, hayallerinin ve yaşamlarının mekanı olur. Beyoğlu’nun farklı semtlerinde dolaşırken içine düştükleri ablukalardan bir çıkış yolu arayan kadınlar birbirleri ile karşılaşırlar.
Cihangir, Tophane ve Dolapdere üçgenindeki bu karşılaşma onları nereye götürecek?

Devam
Leziz

Leziz

05 Mart - 20.30

Ev: Dünyaya karşı savunma hattıdır. Bu savunma hattı dört duvar, bir çatı, birbirine aşık iki kadın ve iflah olmayan bir bitkiden oluşur.

Basit bir sızıntı duvarları çürütebilir, bitkiyi soldurabilir, aynı evde yaşayan ve birbirine tutunan iki kadının arasında uçurumlar yaratabilir. Bir gün ev sahibi üst kata taşınır. Evin duvarlarının arasındaki sızıntı gittikçe büyür, çürüyen duvarlar arasında problemler artık göz ardı edilemez hale gelir.

Devam
Tevafuk

Tevafuk

06 Mart - 20.30

“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…

Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.

Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.

Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.

“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).

“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!

Devam
Tevafuk

Tevafuk

06 Mart - 20.30

“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…

Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.

Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.

Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.

“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).

“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!

Devam
Tevafuk

Tevafuk

07 Mart - 20.30

“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…

Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.

Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.

Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.

“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).

“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!

Devam
Tevafuk

Tevafuk

07 Mart - 20.30

“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…

Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.

Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.

Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.

“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).

“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!

Devam
Kaşık

Kaşık

09 Mart - 20.30

“Okyanusta geceleri karşılıklı geçen gemiler, kısa bir süreliğine birbirlerine ışık tutarlarmış. Sadece birbirlerinin varlığını fark etmek için. Geceleri, kocaman bir hiçliğin ortasında yalnız olmadıklarını görmek için. Bu hikayede biz gemiyiz. Ve karşılıklı geçtik. Işığımızı yaktık. Şimdi de devam etmemiz lazım. En azından ışığımız vardı.”

Kaşık, iki yaralı insanın denk gelişini ve yaralarının ilişkilerinde istedikleri şeylerin nasıl önüne geçtiğini anlatıyor.

Gecenin karanlığında, bir okyanusun ortasında karşılıklı geçen iki gemi.
Her şeyin metalaştığı dünyada değişen ilişki şekilleri.
Birbirlerini en azından fark ettikleri için minnettar olan iki insan.

Kurulamayan ilişkilerin nedenlerini sorgulayan ve sorunun varlığına karşı dik duran bir oyun.

Devam
Yakınlar Bana Memo Der

Yakınlar Bana Memo Der

10 Mart - 20.30

İstanbul’un kenar bir mahallesinde, küçük bir gecekonduda yaşayan Memo’nun dünyasına konuk oluyoruz. Henüz çocuk ama yükü ağır; sessiz bir anne, baskın bir babaanne, kaybolan bir baba ve hayallerine sığınan bir kalp... Memo, kendi kömürlüğünü bir “sığınak”, hatta bir “düş ülkesi” haline getiriyor. Ailesi, mahalle, okul, medrese ve büyümek zorunda kalmanın sancısı arasında gidip gelen bir çocuğun iç sesiyle yüzleşiyoruz.

“Yakınlar Bana Memo Der” bir büyüme hikayesi; mizah ile hüznün iç içe geçtiği, toplumsal gerçekliğin içinden süzülen samimi bir anlatı. Memo’nun çocuk gözlerinden görülen bu dünya, seyirciyi hem güldürüyor hem derinden sarsıyor.

Bazen saklandığın yer, seni görünür kılar...

Devam
Yakınlar Bana Memo Der

Yakınlar Bana Memo Der

10 Mart - 20.30

İstanbul’un kenar bir mahallesinde, küçük bir gecekonduda yaşayan Memo’nun dünyasına konuk oluyoruz. Henüz çocuk ama yükü ağır; sessiz bir anne, baskın bir babaanne, kaybolan bir baba ve hayallerine sığınan bir kalp... Memo, kendi kömürlüğünü bir “sığınak”, hatta bir “düş ülkesi” haline getiriyor. Ailesi, mahalle, okul, medrese ve büyümek zorunda kalmanın sancısı arasında gidip gelen bir çocuğun iç sesiyle yüzleşiyoruz.

“Yakınlar Bana Memo Der” bir büyüme hikayesi; mizah ile hüznün iç içe geçtiği, toplumsal gerçekliğin içinden süzülen samimi bir anlatı. Memo’nun çocuk gözlerinden görülen bu dünya, seyirciyi hem güldürüyor hem derinden sarsıyor.

Bazen saklandığın yer, seni görünür kılar...

Devam
Tam Şuramda Duruyor

Tam Şuramda Duruyor

11 Mart - 20.30

Belirsiz bir gelecek
Distopik bir dünya
Kaotik bir atmosfer

Pitkar adası’nda aşk acısı yaşayan bir Noel Baba veya ani bir ölüm haberiyle sarsılan Fotoğrafçı veya bir kediyi paylaşamayan iki kadın. Hangisinin daha çok canı yanar? Bu distopik kara komedi oyununda, haklıyla haksızın sürekli yer değiştirdiğine, yargı ve önyargılarımızın bizi sürekli sarstığına şahit olacaksınız.
Kocaman olayların, büyük devasa dertlerin gölgesinde sıkışan insanların küçük duyguları yaşama ısrarının hikayesi. Tam şuranızda duracak bir oyun.

‘Evet, ben tam da bunun için yaşıyorum'

Devam
Tevafuk

Tevafuk

12 Mart - 20.30

“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…

Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.

Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.

Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.

“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).

“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!

Devam
Tevafuk

Tevafuk

12 Mart - 20.30

“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…

Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.

Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.

Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.

“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).

“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!

Devam
Jaz

Jaz

13 Mart - 20.30

Koffi Kwahulé’nin Jaz adlı oyunu, bir kadının travmatik bir deneyimi – bir tecavüzün yarattığı yıkımı – şiirsel ve müzikal bir dille anlattığı çarpıcı bir monologdur . İlk olarak 1998’de kaleme alınan ve yayımlanan oyun, caz müziğinin ritmik yapısından esinlenen benzersiz bir dil kullanır. Jaz, sessizlikle geçiştirilen bir toplumsal yaraya – “sıradan” bir cinsel şiddet vakasına – ses verirken, dilindeki ritim ve tekrarlarla adeta müzikal bir partisyon gibi duyulur. Bu özellikleriyle oyun, ilk sahnelenmeye başladığı 2003 yılından bu yana farklı kültürlerde geniş yankı uyandırmış; Fransa’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya pek çok coğrafyada sahnelenerek çağdaş tiyatro repertuvarında kendine önemli bir yer edinmiştir.

Günümüze kadar New York, Kamerun -Yaoundé, İspanya’da (Katalonya) Larna Teatre, İtalya-Roma, Fransa-Paris’te bir çok defa, Lüksemburg, Guadeloupe, Martinik, Montreal’de Théâtre Aux Écuries, São Paulo, Beyrut, Berlin gibi birçok şehirde sahnelenmiştir. Yirmi yılı aşkın süredir kesintisiz sahnelenen Jaz, dünya tiyatrosunda modern bir klasik olma yolundadır.

Devam
Bay Samir

Bay Samir

14 Mart - 20.30

“Asil bir yaşam mücadele ile geçer. Rezil bir yaşam ise daha çok mücadele ile geçer.”
Hayatla mücadele etmekten yorulmuş olan Bay Samir; bir iş çıkışı her akşam yürüdüğü yolun yabancılaştığını fark eder. Bu yol üzerinde bulunan ve sürekli seyrettiği tuhafiye dükkânı yıkılmıştır. Vitrininde yıllardır duran çirkin plastik manken ise ortadan kaybolmuş, Bay Samir’in anılarıyla birlikte huzurunun kırıntılarını da yanında götürmüştür.
Lodoslu bir akşam, Bay Samir’in Taksim ile Şişli arasındaki spiritüel yolculuğu böyle başlar. Yollar, kaldırımlar, kuşlar ve yalanlar üstüne bir hikâye…

Devam
N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali

N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali

15 Mart - 20.00

''Ben Yusuf Umut. Genelde böyle söyleyince hangisini kullanıyosun diye soruyolar. Ben ikisini de sevmiyom diyom. O yüzden ikisini de kullanıyom. Dedem demiş illa Yusuf koyun. Peygamber ismi, mübarek olur. Annem de Umut istemiş. İşte Yusuf Umut. Ben olmuşum.’'

Yusuf Umut, tanımlayamadığı ama vaz da geçemediği bir özgürlüğün peşinde kendi yolculuğunu anlatıyor. Acaba bu özgürlük, sınırlarından taşan Yusuf Umut’u en sonunda aradığı ortama yakınlaştırabilecek, onu çekyatların, kuralların, sınırların içinden kurtarabilecek mi?

Bi de buradan soralım;
Ne Olacak bu Yusuf Umut’un Hali?

Devam
Merhaba Hoşçakal

Merhaba Hoşçakal

16 Mart - 20.30

Geçmişten gelen sorularla uyanan korkular ve umutlar. Aynı tarihten gelen iki kişinin ortak çıkmazı.

Ya kalsaydım… Ya gitseydim…

Yıllar ne kadar zamanda unutuluyor? Belki de bazı şeyler hafızalarda sessizce yaşamaya devam ediyordur. Ta ki bir ses, belleği uykusundan uyandırana kadar:

“Merhaba!” ”Hoşçakal”

Devam
Köprüden Önce Son Çıkış

Köprüden Önce Son Çıkış

18 Mart - 20.30

"Sabah erken, hava karanlık
Her gün aynı şey!”

Yaptıkları meslek ne olursa olsun herkesin yaşadığı o karanlık sabahları anlatan Köprüden Önce Son Çıkış, hayata devam edebilmenin yollarını arayan ev arkadaşı üç genç kadının mücadelesini anlatıyor.
Toplumsal yargılardan ve bu yargıların getirdiği korkularımızdan arınmamız mümkün mü? sorusunun yanıtını arayan oyun Ga Kolektif tarafından üretilmiştir.

Devam
Kalabalık Sofra

Kalabalık Sofra

23 Mart - 20.30

Kalabalık Sofra, giderek yalnızlaştığımız bir dünyada aidiyete duyduğumuz ihtiyaç ve birlikte olma arzumuz üzerine bir araştırma.

Bir masa etrafında altı kişi.
Masayı kuruyorlar, dağılıyor.
Yeniden kuruyorlar, dağıtılıyor.
Bir kez daha kuruyorlar, dağıtıyorlar.

Yine de bir masanın etrafında, altı kişi, devam ediyor.
Bir arada olmanın kırılgan ama ısrarcı ihtimaliyle.

Devam
Jüpiter

Jüpiter

23 Mart - 20.30

“Jüpiter”, aynı evi satın almak isteyen üç kadının, boş bir evin eşiğinde karşılaşmasıyla başlar. Bu rastlantı, onların hem kendileriyle hem de birbirleriyle yüzleştiği bir dönüşüm yolculuğuna dönüşür. Başta rekabet gibi görünen bu karşılaşma, zamanla birbirine tanıklık eden, alan açan kadınların ortak hikâyesine evrilir.

Ev, giderek bir kadının değil, birçok kadının sesini, hikâyesini ve mirasını taşıyan simgesel bir mekâna dönüşür. Zaman eğilir, mekân çözülür; kadınlar birbirlerinin cümlelerinde büyür, birbirlerinin nefesinde yeniden doğar. Ev konuşur, duvarlar tanıklık yapar. Perde kapanmaz . Çünkü bu hikâyede sahne, izleyicinin içindedir.

“Jüpiter”, yalnızca bir mekânda değil, zaman ve mekânın ötesinde var olur. Kadınların kendi dünyalarını kurma cesaretine, kendi dillerini yaratma arayışına ve birbirine tanıklık etme gücüne bir övgüdür.

Gezegen Jüpiter, dilin ve kırılganlığın sınırlarını esnetip bizi birbirimize bağlayan bir metafor olarak yer alır.

Karakterlere isim verilmez; çünkü “Jüpiter”, her kadının hikâyesinde yankılanan ortak bir sesi arar. Bu, empatiye, içe bakışa ve paylaşılan bir dönüşüme davettir.

Devam
Leziz

Leziz

26 Mart - 20.30

Ev: Dünyaya karşı savunma hattıdır. Bu savunma hattı dört duvar, bir çatı, birbirine aşık iki kadın ve iflah olmayan bir bitkiden oluşur.

Basit bir sızıntı duvarları çürütebilir, bitkiyi soldurabilir, aynı evde yaşayan ve birbirine tutunan iki kadının arasında uçurumlar yaratabilir. Bir gün ev sahibi üst kata taşınır. Evin duvarlarının arasındaki sızıntı gittikçe büyür, çürüyen duvarlar arasında problemler artık göz ardı edilemez hale gelir.

Devam
Nora 2

Nora 2

27 Mart - 20.30

Oyun, Henrik Ibsen’in ünlü oyunu Nora (Bir Bebek Evi)‘nın devamı olarak Amerikalı oyun yazarı Lucas Hnath tarafından 2017 yılında yazılmıştır.

Ibsen’in metninin finalinde Nora, kocasını ve üç çocuğunu geride bırakarak evini terk eder. Lucas Hnath oyunu yazmaya başlarken aklında iki fikir olduğunu söylüyor: Birincisi bir kapı çalacak (Bu kapı, Nora’nın 15 yıl önce çıkıp gittiği evin kapısıdır.), ikincisi Torvald (Bu erkek, Nora’nın 15 yıl önce terk ettiği kocasıdır.) ve Nora, Ibsen’in metninde yapmadıkları şeyi, gerçek bir tartışmayı (yazarın deyişiyle ‘boka batmak’) yapacaklar. Dolayısıyla bir kapı çalınır, Anne Marie (Bu kadın, Nora’yı da, Nora gidince Nora’nın üç çocuğunu da büyüten kadındır.) kapıyı açar, gelen Nora’dır; tam 15 yıldır kendisinden hiç bir haber alınamayan, öldü zannedilen Nora. Ve oyun başlar.

Devam
Bay Samir

Bay Samir

27 Mart - 20.30

“Asil bir yaşam mücadele ile geçer. Rezil bir yaşam ise daha çok mücadele ile geçer.”
Hayatla mücadele etmekten yorulmuş olan Bay Samir; bir iş çıkışı her akşam yürüdüğü yolun yabancılaştığını fark eder. Bu yol üzerinde bulunan ve sürekli seyrettiği tuhafiye dükkânı yıkılmıştır. Vitrininde yıllardır duran çirkin plastik manken ise ortadan kaybolmuş, Bay Samir’in anılarıyla birlikte huzurunun kırıntılarını da yanında götürmüştür.
Lodoslu bir akşam, Bay Samir’in Taksim ile Şişli arasındaki spiritüel yolculuğu böyle başlar. Yollar, kaldırımlar, kuşlar ve yalanlar üstüne bir hikâye…

Devam
Tevafuk

Tevafuk

28 Mart - 20.30

“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…

Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.

Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.

Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.

“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).

“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!

Devam
Tevafuk

Tevafuk

28 Mart - 20.30

“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…

Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.

Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.

Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.

“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).

“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!

Devam
Nora 2

Nora 2

29 Mart - 15.00

Oyun, Henrik Ibsen’in ünlü oyunu Nora (Bir Bebek Evi)‘nın devamı olarak Amerikalı oyun yazarı Lucas Hnath tarafından 2017 yılında yazılmıştır.

Ibsen’in metninin finalinde Nora, kocasını ve üç çocuğunu geride bırakarak evini terk eder. Lucas Hnath oyunu yazmaya başlarken aklında iki fikir olduğunu söylüyor: Birincisi bir kapı çalacak (Bu kapı, Nora’nın 15 yıl önce çıkıp gittiği evin kapısıdır.), ikincisi Torvald (Bu erkek, Nora’nın 15 yıl önce terk ettiği kocasıdır.) ve Nora, Ibsen’in metninde yapmadıkları şeyi, gerçek bir tartışmayı (yazarın deyişiyle ‘boka batmak’) yapacaklar. Dolayısıyla bir kapı çalınır, Anne Marie (Bu kadın, Nora’yı da, Nora gidince Nora’nın üç çocuğunu da büyüten kadındır.) kapıyı açar, gelen Nora’dır; tam 15 yıldır kendisinden hiç bir haber alınamayan, öldü zannedilen Nora. Ve oyun başlar.

Devam
Nora 2

Nora 2

29 Mart - 19.00

Oyun, Henrik Ibsen’in ünlü oyunu Nora (Bir Bebek Evi)‘nın devamı olarak Amerikalı oyun yazarı Lucas Hnath tarafından 2017 yılında yazılmıştır.

Ibsen’in metninin finalinde Nora, kocasını ve üç çocuğunu geride bırakarak evini terk eder. Lucas Hnath oyunu yazmaya başlarken aklında iki fikir olduğunu söylüyor: Birincisi bir kapı çalacak (Bu kapı, Nora’nın 15 yıl önce çıkıp gittiği evin kapısıdır.), ikincisi Torvald (Bu erkek, Nora’nın 15 yıl önce terk ettiği kocasıdır.) ve Nora, Ibsen’in metninde yapmadıkları şeyi, gerçek bir tartışmayı (yazarın deyişiyle ‘boka batmak’) yapacaklar. Dolayısıyla bir kapı çalınır, Anne Marie (Bu kadın, Nora’yı da, Nora gidince Nora’nın üç çocuğunu da büyüten kadındır.) kapıyı açar, gelen Nora’dır; tam 15 yıldır kendisinden hiç bir haber alınamayan, öldü zannedilen Nora. Ve oyun başlar.

Devam
dünyanın en mutlu insanı

dünyanın en mutlu insanı

30 Mart - 20.30

Geçmişle güreş içindeyim. Eski yazdıklarımı okuyorum. Bir cümle gözüme çarpıyor. “Ben dünyanın en mutlu insanıyım”. Birkaç dakika kıpırdamadan duruyorum. Düşünüyorum. Hayır mutlu değilim. Tüm çabalarımın sonucunda niye mutlu değilim diye soruyorum. Görüyorum ki bu benimle ilgili bir durum değil. Var olan düzen öyle bir yerde ki bizim mutlu olmamamız için bir çaba içinde sanki. Madem diyorum böyle bir canavar var karşımda, onların karşısına en büyük silahımla çıkıyorum; varoluşumla. Ve kendimi dünyanın en mutlu insanı ilan ediyorum.

Bu oyunun metni ilk olarak, Civil Production’ın, Birileri.xyz ve Friedrich Naumann Foundation’ın işbirliğiyle İnsan Hakları Bildirgesi’nden hareketle “emek” teması kapsamında kısa oyun biçiminde yazılmıştır.

iyi ki varlar!
İlker Aksu, BahçeGalata, Ufuk Fakıoğlu, kargART, Murat Mrt Seçkin, Turan Tayar, Tütün Deposu, Mizgin Özel, Meltem Doğan, Kadir Özer, Aslı Çelikel, Ceyda Cihan, Güray Doğru, Kadir Has Üniversitesi, Emir Barın, Barın Han, Gülşen Yenice, Misket Şarap Evi, Yiğit Kale, Arda Özkaya, Onur Nevşehir, Şükrü Kibar, Kamucan Yalçın, İrem Gökçe Yaver, Ezgi Vargil

Devam
BAHÇE GALATA HOME

BAHÇE GALATA

BAHÇE GALATA EKİP

INSTAGRAM'DA TAKİP EDİN

@bahcegalata